Yurt dışı hizmetlerde KDV uygulaması hk.

Kanun Numarası

3065

Kanun

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU

Özelge No

93996897-130-57021

Özelge Tarihi

31.03.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Muğla Defterdarlığı

Sayı

:

E-93996897-130-57021

31.03.2026

Konu

:

Yurt dışı hizmetlerde KDV uygulaması hk.

İlgi

:

… tarihli özelge talep formu.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda,

- Firmanızın harita, mimarlık, emlak, pazarlama, araç kiralama, inşaat vb. alanlarda faaliyeti olduğu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde (KKTC) faaliyet gösteren … Şirketinin firmanıza, Girne'deki şantiyelerinin deniz tabanının incelenmesi, haritalanması, kıyı erozyonunun olası sebeplerinin tespit edilerek erozyonu önleme maksatlı projeler hazırlanması, hazırlanan projelere ilişkin izinlerin alınarak inşaatın gerçekleştirmesi için iş talebinde bulunduğu,

 -Dört aşamada tamamlanması planlanan bahse konu projelerde birinci aşamanın proje altlıklarının hazırlanması, dip haritaları, jeolojik haritalar vb. işleri kapsadığı, işin fiili olarak Girne'de yapılacağı ve Türkiye'de yerleşik alt taşeron firma ile yaptığınız sözleşme üzerine bu aşamanın tamamlandığı, ikinci aşamada projelerin Türkiye'de faaliyette bulunan bir alt taşeron firma ile anlaşılarak Türkiye'de çizdirileceği, üçüncü aşamada projelere ilişkin gerekli izinlerin alınarak, dördüncü aşamada Girne'de bu projelerin inşaat faaliyetlerin gerçekleştirileceği,

-Firmanızın bu işte danışman firma olarak bulunduğu ve alt taşeronlarla birlikte yapılacak olan projelere ilişkin bütün ödeme işlemlerinin firmanız üzerinden gerçekleştirileceği bilgisi verilerek, Türkiye'de bulunan taşeron firmaların firmanız adına, firmanızın da KKTC'de faaliyet gösteren firma adına düzenleyeceği faturalarda KDV hesaplanıp hesaplanmayacağı hakkında Defterdarlığımız görüşü talep edilmektedir.

 3065 sayılı KDV Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,

-4/1 inci maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu; bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

-6/b maddesinde,  işlemlerin Türkiye'de yapılmasının, hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılmasını ifade ettiği,

-11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin KDV'den istisna olduğu,

-12/2 nci maddesinde, bir hizmetin yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmet sayılabilmesi için, hizmetin yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması ve hizmetten yurt dışında faydalanılması gerektiği

hüküm altına alınmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliğinin "Hizmetin Türkiye'de Yapılması" başlıklı (I/A-6.2) bölümünde;

"Hizmet ifalarında işlemin Türkiye'de yapılmış sayılması için, 3065 sayılı Kanunun (6/b) maddesine göre hizmetin Türkiye'de yapılması veya hizmetten Türkiye'de faydalanılması gerekir.

Hizmetin Türkiye'de yapılmış sayılması için belirtilen iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmez. Şartlardan herhangi birisinin oluşması halinde hizmet, Türkiye'de yapılmış sayılır. Bir diğer ifade ile hizmet Türkiye'de yapılmışsa, hizmetten hangi ülkede faydalanılırsa faydalanılsın işlem Türkiye'de yapılmış sayılır ve vergiye tabi olur. Hizmetin başka bir ülkede yapılması halinde bu hizmetten Türkiye'de faydalanılmış ise işlem yine Türkiye'de yapılmış sayılır."

açıklamaları yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, Şirketiniz tarafından KKTC'de faaliyet gösteren şirkete Girne'de yapılacak olan dört aşamalı inşaat projesinin gerçekleştirilmesine yönelik verilen söz konusu hizmetler Türkiye'de ifa edilmediğinden ve hizmetlerden Türkiye'de faydalanılmadığından KDV'nin konusuna girmemektedir.

Ayrıca, KKTC'de gerçekleşmesi planlanan söz konusu inşaat projesine ilişkin Türkiye'de yerleşik alt taşeron firmalar tarafından KKTC'de verilen hizmetler de esasen yurt dışında verildiğinden ve yurt dışında yararlanıldığından KDV'nin konusuna girmemektedir.

Öte yandan, alt taşeron firmalarca bahse konu hizmetlerin Türkiye'de ifa edilen kısmının bulunması halinde, Türkiye'de ifa edilen bu hizmetlere genel esaslar çerçevesinde KDV uygulanacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Üniversite Tarafından Yurt Dışındaki Yayınevlerine Ödenen Yayın Ücretlerinin KDV'den İstisna Olup Olmadığı Hk.

Kanun Numarası

3065

Kanun

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU

Özelge No

69153665-045-16750

Özelge Tarihi

30.04.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Yozgat Defterdarlığı

Gelir Yönetimi ve Denetim Müdürlüğü

Sayı

:

E-69153665-045[1860641890]-16750

30.04.2026

Konu

:

Üniversite Tarafından Yurt Dışındaki Yayınevlerine Ödenen Yayın Ücretlerinin KDV'den İstisna Olup Olmadığı Hk.

İlgi

:

28.01.2026 tarihli yazı.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Üniversiteniz tarafından akademik personelinizin makale, dergi ve benzeri bilimsel yayınlarının uluslararası platformlarda yayımlanabilmesi amacıyla yurt dışındaki yayınevlerine/kuruluşlara, Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) kapsamında Open Access (Açık Erişim) yayın ücreti ödemeleri yapıldığı, söz konusu ödemelerin 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 16/1-a ve 17/1-a maddeleri kapsamında istisna olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ile bu ödemeler üzerinden tevkifat uygulanıp uygulanmayacağı hususlarında tereddüt hasıl olduğu belirtilerek Defterdarlığımız görüşü talep edilmektedir.

3065 sayılı KDV Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,

-1/2 nci maddesinde, her türlü mal ve hizmet ithalatının KDV'ye tabi olduğu,

-1/3-g maddesinde; genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetlerinin KDV'ye tabi olduğu,

-4 üncü maddesinde, hizmetin; teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

-6/b maddesinde, işlemlerin Türkiye'de yapılmasının, hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılmasını ifade ettiği,

-8/1-b maddesinde, ithalatta mal ve hizmet ithal edenlerin KDV mükellefi olduğu,

-9/1 inci maddesinde, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması halinde ve gerekli görülen diğer hallerde, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla verginin, işleme taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği,

-16/1-a maddesinde, bu Kanuna göre teslimleri vergiden istisna edilen mal ve hizmetlerin ithalinin KDV'den istisna olduğu,

-17/1-a maddesinde, üniversitelerin ilim, fen ve güzel sanatları, tarımı yaymak, ıslah ve teşvik etmek amacıyla yaptıkları teslim ve hizmetlerin KDV'den istisna olduğu

hüküm altına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (I/C) bölümünün "2.1.2.1.İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye'de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler'' başlıklı alt bölümünde; 

"3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre bir hizmetin KDV'nin konusuna girebilmesi için Türkiye'de ifa edilmesi gerekmektedir. Aynı Kanunun (6/b) maddesinde ise Türkiye'de yapılan veya faydalanılan hizmetlerin Türkiye'de ifa edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Buna göre, ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayanların Türkiye'de yaptığı hizmetler ile bunların yurt dışında yaptığı ancak Türkiye'de faydalanılan hizmetler KDV'ye tabi olacaktır.

Bu gibi hizmet ifalarında mükellef, esas olarak hizmeti ifa eden olmakla birlikte, Türkiye'de ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi bulunmadığından, KDV'nin tamamı, hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir..."

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre; 3065 sayılı Kanunun 17/1-a maddesinde düzenlenen istisna, üniversitelerin kanun maddesi kapsamındaki sunmuş oldukları teslim ve hizmetleri kapsadığından, Üniversiteniz tarafından yurt dışındaki yayınevlerine yapılan Open Access yayın ücreti ödemelerinin KDV Kanununun 16/1-a ve 17/1-a maddeleri kapsamında istisna olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, söz konusu hizmetin genel hükümlere göre KDV'ye tabi tutulması gerekmektedir.

Öte yandan, hizmeti sunanların Türkiye'de ikametgâhı, işyeri, kanuni ve iş merkezinin bulunmaması nedeniyle, 3065 sayılı Kanunun 9/1 inci maddesi uyarınca, hesaplanan KDV'nin tam tevkifat uygulaması kapsamında hizmetten faydalanan Üniversiteniz tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şirketin Geçmiş Yıl Zararlarının Ortaklar Tarafından Karşılanması Durumunda Vergilendirme Hk.

Kanun Numarası

3065

Kanun

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU

Özelge No

62030549-125-894824

Özelge Tarihi

07.07.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

E-62030549-125-….

                            07.07.2026

Konu

:

Şirketin geçmiş yıl zararlarının ortaklar tarafından karşılanması durumunda vergilendirme.

İlgi

:

….

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, şirketinizin 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin geçmiş yıl zararlarının ortaklar tarafından karşılanması durumunda geçmiş yıl zararları hesabının kapatılıp kapatılamayacağı ve bu işlemin kurumlar vergisi ve katma değer vergisine tabi olup olmayacağı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmıştır. 

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; 

"(1) Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanır. 

(2) Safî kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Ziraî faaliyetle uğraşan kurumların bu faaliyetinden doğan kazançlarının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun 59 uncu maddesinin son fıkra hükmü de dikkate alınır. 

(3) 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı maddesi uyarınca sermayenin tamamlanmasına karar verilen şirketin ortakları tarafından zarar sebebiyle karşılıksız kalan kısmı kapatacak miktarda aktarılan tutarlar kurum kazancının tespitinde dikkate alınmaz." 

hükmü yer almaktadır. 

Kurumlar Vergisi Kanununun 9 uncu maddesiyle her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıldan fazla nakledilmemek koşuluyla geçmiş yılların beyannamesinde yer alan zararların kurumlar vergisi matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek üzere kurum kazancından indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı maddesinde, son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulunun, genel kurulu hemen toplantıya çağıracağı, bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunacağı, son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurulun, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirketin kendiliğinden sona ereceği hükme bağlanmıştır. 

Konuya ilişkin açıklamaların yapıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğin; 

- "Genel kurulun toplantıya çağrılması" başlıklı 5 inci maddesinde, 

"(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır. Genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığı belirtilir. 

(2) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda farklı bir gündem ile toplantıya çağrılmış olsa dahi bu husus genel kurulda görüşülür.", 

- "Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurul" başlıklı 7 nci maddesinde, 

"(1) Zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisine eşit veya bu tutardan çok olması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul; 

a) Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına, 

b) Sermayenin tamamlanmasına, 

c) Sermayenin artırılmasına, 

karar verebilir.", 

- "Sermayenin tamamlanması" başlıklı 9 uncu maddesinde de, 

"(1) Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez. 

(2) Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz. 

(3) Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir. Sermaye tamamlama fonu yalnızca zararların mahsup edilmesi suretiyle kullanılabilir." 

açıklamalarına yer verilmiştir. 

Buna göre, şirketinizin geçmiş yıl zararları nedeniyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı maddesi uyarınca sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde, ortaklarınız tarafından zarar sebebiyle karşılıksız kalan kısmı kapatacak miktarda şirketinize aktarılan tutarların kurum kazancının tespitinde dikkate alınmaması gerekmektedir. 

Diğer taraftan, 6102 sayılı Kanunun 376 ncı maddesi uyarınca sermayenin tamamlanmasına karar verilmemiş olması halinde ise ortaklar tarafından karşılanan söz konusu tutarların kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerektiği tabiidir. 

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN 

3065 sayılı KDV Kanununun; 

1/1 inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu, 

20 nci maddesinde; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği, 

24/c maddesinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV matrahına dahil olduğu 

hüküm altına alınmıştır. 

Buna göre şirketiniz bilanço zararlarının, sermayeyi tamamlamaya yönelik olarak ortaklar tarafından karşılanması (zararın ortaklarca paylaşılması, zararın ortaklarca üstlenilmesi) işlemi, finansman temini olarak değerlendirilmemesi ve herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifası gerçekleşmemesi nedeniyle KDV'nin konusuna girmemektedir. 

Hizmet İşletmesinin Kısmi Bölünmeye Konu Edilmesi Hk.

Kanun Numarası

5520

Kanun

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU

Özelge No

E-62030549-125[19-2026]-….

Özelge Tarihi

06.08.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

E-62030549-125[19-2026]-….

06.08.2026

Konu

:

Hizmet İşletmesinin Kısmi Bölünmeye Konu Edilmesi

  

İlgi

:

...

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; 

- Maliki … olan Muğla ili, Bodrum ilçesi, …. bulunan …. numaralı … sahip orman vasıflı hazine taşınmazı üzerinde şirketiniz adına 49 yıl süreli üst hakkı tesis edildiği ve şirketinizin "5 Yıldızlı Tatil Köyü Turizm İşletmesi Belgesi" alarak bu alanda "…." markası ile 300 yatak kapasiteli 5 yıldızlı tatil köyü olan turizm tesisini hizmete açtığı, 

- Şirketiniz, SPK tarafından yayımlanan "III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği" kapsamında otel işletmeciliği yapamadığından, işletmeci şirket olarak ….. ile İşletmecilik Sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmeye göre ….'nin, şirketin yönetim ve denetim kontrolü altında …. hizmet işletmesinin işletmecilik faaliyetini gerçekleştirdiği ve bu işletmecilik faaliyeti neticesinde oluşan kazancın şirketiniz ile … arasında emsallere uygunluk ilkesine uygun olarak bölüştürüldüğü, 

- …. hizmet işletmesinin faaliyetinin, turizm tesisindeki villa ve sosyal alanların uzun ve kısa dönem kiralamalar yoluyla işletilmesi ve tesis bünyesindeki restoran ve diğer hizmet organizasyonlarının gerek kendi adına gerekse de kiralama yoluyla işletilmesinden ibaret olduğu 

belirtilerek, bu tatil köyü işletmesinin tüm aktif, pasif, hak ve vecibeleri ile birlikte kayıtlı değerleri üzerinden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında hizmet işletmesi olarak yeni kurulacak bir şirkete kısmi bölünme suretiyle devredilip devredilemeyeceği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmıştır. 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin; 

- Üçüncü fıkrasının (b) bendinde; 

"Kısmî bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye'deki iş yeri veya daimî temsilcisinin bilânçosunda yer alan ve en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi, bu Kanunun uygulanmasında kısmî bölünme hükmündedir. Ancak, üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmî bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. İştirak hisselerinin bu bent kapsamında devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.",

- Dördüncü fıkrasında ise "Bu maddeye göre yapılacak bölünmelerde aktifi ve pasifi düzenleyici hesaplar ilgili olduğu aktif veya pasif hesapla birlikte devrolunur."  

hükümlerine yer verilmiştir. 

Aynı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Bu Kanunun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilen işlemlerden doğan kârlar hesaplanmaz ve vergilendirilmez. 19 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre gerçekleştirilen kısmî bölünme işlemlerinde, bölünen kurumun bölünme tarihine kadar tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarından bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumlar, devraldıkları varlıkların emsal bedeli ile sınırlı olarak müteselsilen sorumlu olurlar." denilmiştir. 

Diğer taraftan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "19.2.2.1. Üretim ve hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak konulması" başlıklı bölümünde; "Üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmi bölünme sonucu hem bölünen işletmenin hem de bölünme sonucunda varlıkları devralan işletmenin faaliyetine devam etmesi esastır. Bu kapsamda, söz konusu işletmelerin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli taşınmaz, her türlü tesis, makine ve teçhizat, alet, edevat, taşıtlar, gayrimaddi haklar ile hammadde, mamul, yarı mamul mallar gibi aktif kıymetler ile ilgili pasif kıymetlerin tümünün devredilmesi zorunludur..." açıklamalarına yer verilmiştir. 

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, şirketinizin sahibi bulunduğu …. bir hizmet işletmesi mahiyetinde olduğu anlaşıldığından, Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinde yer alan şartların sağlanması kaydıyla sözü edilen işletmenin kısmi bölünmeye konu edilmesi mümkün bulunmaktadır. 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Dövize Endeksli Birikimli Hayat Sigortası Ödemelerindeki Gelir Vergisi Matrahının Tespiti

Kanun Numarası

193

Kanun

GELİR VERGİSİ KANUNU

Özelge No

E-38418978-120[75-2025/3]-582310

Özelge Tarihi

09.10.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

E-38418978-120[75-2025/3]-582310

09.10.2026

Konu

:

Dövize Endeksli Birikimli Hayat Sigortası Ödemelerindeki Gelir Vergisi Matrahının Tespiti

**********

İlgi

:

28.11.2025 tarihli özelge talep formunuz.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun ve eklerinin incelenmesinden; 13/12/2002 tarihinde …… Hayat ve Emeklilik Anonim Şirketi nezdinde adınıza tanzim edilen "Sigortalı Dolar Tasarruf Planı" adlı dövize endeksli birikimli hayat sigortası poliçeniz için prim ödemelerinin USD karşılığı TL olarak yapıldığı ve söz konusu poliçenin sonlandırıldığı belirtilerek, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinde yer alan yabancı para cinsinden yapılan katkı payı ödemelerinin yatırıldığı yabancı para cinsinden kurulan emeklilik yatırım fonlarından elde edilen irat tutarının tespitinde kur farkının dikkate alınmayacağı hükmünden bahisle dövize endeksli birikimli hayat sigortaları ödemelerinde kesinti yapılırken irat tutarı hesaplanmasında anapara kur farklarının irat tutarlarına dahil edilip edilmeyeceği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Tarifi" başlıklı 75 inci maddesinde;

" Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkül sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.

Kaynağı ne olursa olsun aşağıda yazılı iratlar menkul sermaye iradı sayılır:

...

15. Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından;

a) On yıldan az süreyle prim veya aidat ödeyerek ayrılanlara ödenen irat tutarları,

b) On yıl süreyle prim veya aidat ödeyerek ayrılanlar ile vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara ödenen irat tutarları.

16. Bireysel emeklilik sisteminden;

a) On yıldan az süreyle katkı payı ödeyerek ayrılanlar ile bu süre içinde kısmen ödeme alanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.),

b) On yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla birlikte emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile bu süre içinde kısmen ödeme alanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (4632 sayılı Kanun kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.),

c) Emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (4632 sayılı Kanun kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.).

...

Yabancı para cinsinden yapılan katkı payı ödemelerinin yatırıldığı yabancı para cinsinden kurulan emeklilik yatırım fonlarından elde edilen irat tutarının tespitinde kur farkı dikkate alınmaz."

hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun "Vergi Tevkifatı" başlıklı 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (15) numaralı bendinde ise 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (15) numaralı bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından vergi tevkifatı yapılacağı belirtilmiş olup söz konusu tevkifat oranı, Bakanlar Kurulunun 12/1/2009 tarihli ve 2009/14592 sayılı Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapan 6/9/2012 tarihli ve 2012/3571 sayılı Kararı ile;

- On yıldan az süreyle prim veya aidat ödeyerek ayrılanlara ödenen irat tutarları için % 15,

- On yıl süreyle prim veya aidat ödeyerek ayrılanlar ile vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara ödenen irat tutarları için % 10

olarak belirlenmiştir.

Diğer taraftan, bireysel emeklilik sistemi ve şahıs sigortalarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin açıklamaların yer aldığı 85 numaralı Gelir Vergisi Sirkülerinin "4. Menkul Sermaye İradının Tespiti" başlıklı bölümünde;

"...

Dövize endeksli birikimli hayat sigortalarında, irat tutarının hesaplanmasında anapara kur farkları irat tutarına dâhil edilecek olup, yatırıma yönlendirilen tutarın tespitinde yatırıma yönlendirme tarihindeki kurun esas alınması gerekmektedir.

..."

açıklamasına yer verilmiştir.

Buna göre, 193 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan elde edilen irat tutarının tespitinde kur farkının dikkate alınmayacağına ilişkin hüküm yabancı para cinsinden katkı payı ödemesi yapılabilen, katkı payı ödemelerinin yabancı para cinsinden kurulan emeklilik yatırım fonlarında değerlendirildiği bireysel emeklilik sözleşmelerine ilişkin olup, dövize endeksli birikimli hayat sigortası poliçelerinin bu düzenleme kapsamında değerlendirilmesi söz konusu değildir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde; akdetmiş olduğunuz "Sigortalı Dolar Tasarruf Planı" adlı hayat sigortası poliçenizi sonlandırmanıza istinaden tarafınıza yapılan toplu ödemenin içerdiği irat tutarına ilişkin tevkifat matrahının tespitinde anapara kur farklarının irat tutarına dâhil edilmesi gerekmekte olup, söz konusu irat tutarı üzerinden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (15) numaralı bendinin (b) bendi kapsamında % 10 oranında tevkifat yapılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

İmza

( * ) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

( ** ) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 20/D Maddesi Hükmünün Uygulanmasında Türkiye'de Yerleşmiş Sayılma Hususunun Tespiti

Kanun Numarası

193

Kanun

GELİR VERGİSİ KANUNU

Özelge No

E-62030549-120-1372289

Özelge Tarihi

13.10.2026

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü 

Sayı

:

E-62030549-120-1372289

13.10.2026

Konu

:

Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 20/D Maddesi Hükmünün Uygulanmasında Türkiye'de Yerleşmiş Sayılma Hususunun Tespiti

İlgi

:

.. .. 2026 tarihli ve … sayılı özelge talep formu.

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden; 24/8/2026 tarihi itibarıyla Türkiye'ye yerleştiğinizi ancak Türkiye'ye yerleşme tarihi bakımından esas alınması gereken tarih hususunda tereddütleriniz bulunduğunu belirterek, Türkiye'deki ikametgah kayıtlarının yanı sıra; fiili yaşam merkezi, yerleşme iradesi, Türkiye'de bulunma süreleri ve diğer somut delillerin Türkiye'de yerleşmiş sayılma tarihinin tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı ile Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 20/D maddesi kapsamında yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnasından yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır. 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Türkiye'de yerleşme" başlıklı 4 üncü maddesinde,

"Aşağıda yazılı kimseler Türkiye'de yerleşmiş sayılır:

1. İkametgahı Türkiye'de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19'uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir);

2. Bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye'de oturma süresini kesmez.)"

hükmü bulunmakta olup anılan Kanuna 7582 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle eklenen ve 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren "Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası" başlıklı mükerrer 20/D maddesinde,

"Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır.

Birinci fıkra kapsamındaki gerçek kişilerin bu madde kapsamına girmeden önce, Türkiye'de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmez.

Birinci fıkra kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmaz.

Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye'de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemez.

İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnasına ilişkin usul ve esasların düzenlendiği 333 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin;

- "İstisnadan faydalanabilecekler, faydalanma şartları ve istisna uygulamasında özellik arz eden durumlar" başlıklı 3 üncü maddesinde;

"(1) Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler istisnadan yararlanabilecektir.

(2) İstisnadan yararlanabilmek için birinci fıkrada belirtilen kişilerin başvuru tarihi itibarıyla Türkiye'de yerleşmiş sayılmaları şarttır.

(3) İstisnadan 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişiler faydalanabilecektir.

(4) Bu kapsamda, istisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar, takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak (EK-1)'de yer alan "Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi"ni (İstisna Belgesi) almaları gerekmektedir. Vergi dairelerince, başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye'de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, şartların sağlandığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir..."

açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 19 uncu maddesinde; "Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz..." hükmü yer almıştır. 

193 sayılı Kanunun mükerrer 20/D maddesinden faydalanabilmek için; gerçek kişilerin 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'de yerleşmiş sayılması, bu kişilerin Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması, yerleşmiş sayılan takvim yılının sonuna kadar, takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar "Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesinin" alınması gerekmektedir. İkametgâhı Türkiye'de bulunanlar veya bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanların Türkiye'de yerleşmiş sayılacağı, yerleşmiş sayılmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahının veya (gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle bulunan mükellefiyet hariç olmak üzere) vergi mükellefiyetinin bulunması halinde istisnadan faydalanılamayacağı tabiidir.

Öte yandan,  210 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yurt dışında oturma veya çalışma izni bulunan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun ailelerini de yanlarına alarak, uzun süreden beri bulundukları yabancı ülkelerde yaşadıkları, dolayısıyla bu vatandaşlarımızın kişisel ve ekonomik ilişkilerinin Türkiye'den ziyade bulundukları ülkelerde yoğunlaştığı, bu durumda gelir vergisi uygulaması açısından yurt dışında oturma veya çalışma izni bulunan Türk vatandaşlarının ikametgâhlarının, bulundukları ülkede olduğunun kabul edileceği, çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla bir süredir yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratları bakımından dar mükellefiyet esasında vergilendirilmeleri gerektiği, bu vatandaşlarımızdan kesin dönüş yaparak Türkiye'ye yerleşenler ile bir takvim yılı içinde altı aydan daha fazla süreyle Türkiye'de oturanların ise tam mükellefiyet esasında vergilendirileceklerine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, her iki ülkede de ikametgahı bulunan ancak Türkiye'de ikametgah adresinin bulunduğu dönemlerde yurt dışında çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla bir süredir yurt dışında yaşadığını tevsik eden Türk vatandaşlarının ikametgâhlarının esas itibarıyla yurt dışında olduğu kabul edilecek ve bu mükelleflerin Türkiye'de ikametgahının bulunması 193 sayılı Kanunun mükerrer 20/D maddesinin uygulanmasında "Türkiye'ye yerleşme tarihinden önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahın bulunmama" şartının ihlali anlamına gelmeyecektir. Ancak bu durumda olan mükelleflerin istisnadan yararlanabilmesi için 1/1/2026 tarihinden itibaren kesin dönüş yaparak Türkiye'ye yerleşmiş sayıldığının tevsik edilmesi gerekmektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, Türkiye'de yerleşmiş sayılmanızdan önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgahınızın bulunması, bu süreler içinde yurt dışında çalışma veya oturma izninizin olduğu ve ilgili takvim yıllarında altı aydan daha fazla bir süredir yurt dışında kaldığınız hususlarının tevsik edilmesi şartıyla maddede yer alan ikametgahın bulunmama şartının ihlali anlamına gelmeyecek, diğer şartları da topluca taşımanız halinde söz konusu istisnadan faydalanmanız mümkün bulunacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

İmza                           

  

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

WeCreativez WhatsApp Support
ADEN YMM