SİRKÜLER (2026)
Sayı/Konu: 2026/23: Elektronik Tebligat Hükmünün AYM Tarafından İptali Sonrasında Danıştay Derdest Davalarda Da Bu Kararın Uygulanmasına Hükmetmiştir.
Mevzuat: 213 Sayılı VUK
Web: www.adenymm.com.tr
Tel; Email [1],[2]: 0212 592 00 92, info@adenymm.com.tr, cakmakciali@adenymm.com.tr
Özet:
Hatırlanacağı üzere elektronik tebligatla ilgili olarak Danıştay VDDK E.2021/2, K.2021/4 sayılı Kararında Tebligat Kanunu’nun 51’inci maddesi ve Tebligat Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi uyarınca ortada haklı bir beklentiden ve bunun korunmasından bahsedilemeyeceği ve SMS yoluyla veya e-posta yoluyla bilgilendirme yapılmadığında bu durumun e-tebligatın geçerliliği üzerine bir etkisinin bulunmadığı ifade edilmiştir.
Konuyla ilgili Sirkülerimiz için: “https://www.adenymm.com.tr/2021-61-sms-veya-e-posta-adresine-mail-yoluyla-tebligatla-ilgili-bilgilendirme-mesaji-gonderilmemesinin-tebligatin-suresini-ve-gecerliligini-etkilemeyecegi-danistay-vddk-e2021-2-k2021-4-sayili-karari”
Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararında idari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte, tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin işlemeye başladığı ve bu süreler geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkının yitirildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, iptale konu olan elektronik tebligat düzenlemesinin mükellefleri elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlaması ile bu adrese yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği ifade edilmiştir.
Son olarak, Danıştay 3. Dairesi’nin 06.04.2026 Tarihli Ve E: 2024/4288, K: 2026/1632 Sayılı kararında ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hükmettiği erteleme kararının derdest davaları korumayacağı; yani AYM'nin iptal kararının yürürlüğünü ertelemiş olmasının, mahkemelerin önünde görülmekte olan davalarda Anayasa'ya aykırı normun uygulanmaya devam edileceği anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir.
İçerik:
Anayasa Mahkemesi Kararının Şifreleri:
Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararında özetle; Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı belirtilmiştir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğu; bu hakkın, hukuki bir uyuşmazlığın karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesini de kapsadığı vurgulanmıştır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolunun yargı mercileri önünde dava açma hakkını kullanması olduğu ifade edilmiştir.
03 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı, vergi elektronik tebligat sisteminin dayanaklarından biri olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesine yönelik önemli bir denetim kararı niteliği taşıyor. Başvuru, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından, defter ve belgeleri gizleme suçuna ilişkin bir davada yapılmış itiraz başvurusu üzerine incelendi.
Mezkur kararın devamında; idari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte, tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin işlemeye başladığı ve bu süreler geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkının yitirildiği belirtilmiştir.
Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda;
gibi hususların kanunda açıkça düzenlenmediği görülmüştür.
Danıştay Ne Karar Verdi? Sonuçları Neler Olabilir?
AYM tarafında tüm bu gelişmeler yaşanırken, Danıştay 3. Dairesi’nin 06.04.2026 Tarihli Ve E: 2024/4288, K: 2026/1632 Sayılı kararında ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hükmettiği erteleme kararının derdest davaları korumayacağı; yani AYM'nin iptal kararının yürürlüğünü ertelemiş olmasının, mahkemelerin önünde görülmekte olan davalarda Anayasa'ya aykırı normun uygulanmaya devam edileceği anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir.
“…Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.” (Danıştay 3. Dairesi, E:2024/4288, K:2026/1632, 06/04/2026)
Danıştay 3. Dairesine göre idare; geçmiş dönemlere ait vergi borçları için mükellefe e-tebligat yoluyla ödeme emri göndermiş ve mükellefin banka hesaplarına haciz koymuştur. Mükellef ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenlemeye dayanılarak yapılan elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağını, bu nedenle ödeme emirlerine dayanak teşkil eden tebliğ sürecinin geçerli olmadığını ileri sürmüştür. Danıştay 3. Dairesi, önüne gelen bu uyuşmazlık kapsamında iki kritik hukuki değerlendirmede bulunmuştur.
Danıştayın Anayasa'nın 153. maddesindeki geriye yürümezlik ilkesinin derdest davalara uygulanmayacağı yönünde bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır. Danıştaya göre bir meri kanun hükmünün Anayasaya aykırı olduğu AYM tarafından tescil edildikten sonra, yürürlük tarihi ileriye ertelenmiş olsa dahi, mahkemeler önlerindeki uyuşmazlıkta Anayasaya aykırı olduğu bilinen bir normu uygulayarak karar veremezler. Hacze ve ödeme emrine dayanak teşkil eden e-tebligat, Anayasa Mahkemesi kararı ile anayasaya aykırı bulunan yetki normuna dayanılarak yapıldığı için hukuken usulsüz ve geçersiz kabul edilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, usulüne uygun bir tebligat ile kesinleşmeyen vergi borcu için ödeme emri düzenlenemez. Tebligat geçersiz olduğu için ödeme emri de kurucu unsurundan mahrum kalmış ve hukuken sakatlanmıştır. Haciz; geçerli bir ödeme emrinin varlığına ve bu emre rağmen borcun ödenmemesine bağlı bir icrai işlemdir. Ödeme emri hukuken geçersiz kılındığında, bu işlemin üzerine inşa edilen haciz işlemi de temelini kaybetmiş, yani hukuki dayanaktan yoksun hale gelmiştir.
Bilgilerinize Saygılarımızla Arz Olunur[3].
Bilgilendirme Metni:
Sirkülerlerimizde yer alan bilgiler belli bir konunun veya yasal düzenlemenin veyahut yargı kararlarının çok geniş ve kapsamlı bir şekilde ele alınmasından ziyade genel olarak mükelleflere ve uygulayıcılara bilgi vermek, gündemi talip etmeye yardımcı olmak ve yorum yapmalarına yardım amacını taşımaktadır.
Sirkülerimiz profesyonel hizmetlerimizi temsil etmeyebileceği gibi, her durum ve koşulda profesyonel yaklaşımlarımızı da ifade ettiği iddia edilemez. Yaptığınız fiili/pratik çalışmalarda bu değerlendirmeler dikkate alınırken, olayların koşullarının da incelenmesi, irdelenmesi, sonuçlarının iyi analizi son derece önemlidir. Bu tür çalışmalarda mutlak suretle bir profesyonelden bilgi alınması veya danışmanlık alınmasında fayda bulunduğu düşünülmektedir.
Şirketimiz tarafından bazı önemli mali hukuk içerikli konular Sirküler yerine Makale olarak paydaşlarımızla paylaşılmaktadır.
“ADEN Yeminli Mali Müşavirlik Anonim Şirketi Ve Bağımsız Denetim Ve Danışmanlık Şirketi", söz konusu Sirkülerlerin ve içeriğindeki bilgilerin hata içermediğine dair herhangi bir güvence vermemektedir. Sirkülerleri ve içeriğindeki bilgileri kullanımınız sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü risk tarafınıza aittir ve bu kullanımdan kaynaklanan her türlü zarara dair risk ve sorumluluk tamamen tarafınızca üstlenildiğinin bilinmesi gerekmektedir.